Deport Kararına İtiraz – Uluslararası Koruma

T.C. DANIŞTAY

10.DAİRE

03.10.2018 TARİH

2016/1014 ESAS – 2018/2877 KARAR

 

İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİ – MİLLETLERARASI ANDLAŞMALARA UYGUN OLARAK VERİLEN ULUSLARARASI KORUMA BAŞVURUSUNUN REDDİNE İLİŞKİN KARARIN İPTALİ YOLUNDAKİ İDARE MAHKEMESİ KARARINDA HUKUKİ İSABET GÖRÜLMEDİĞİ – KARARIN BOZULMASI

Uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalara uygun olarak verilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararın iptali yolundaki idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüyle, Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin …/…/… tarih ve E:2015/… K:2015/… sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İran uyruklu olan davacının uluslararası koruma talebinin reddine yönelik Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 04/02/2015 tarih ve 48952707/201 (50490/71818-5265) sayılı işleminin iptaline ilişkin Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin 30/09/2015 tarih ve E:2015/…, K:2015/… sayılı kararının; davalı idare tarafından, İstanbul Atatürk Havaalanında sahte pasaport ile yakalanmasının ardından büro amirliğince alınan ifadesinde çalışmak için Avustralya’ya gitmek istediğini beyan eden İran uyruklu davacının, asıl amacının uluslararası koruma değil, ülkemizi Avustralya’ya (ekonomik nedenlerle) gitmek için kullanmak olduğu, ayrıca, Hristiyan olmasından dolayı zulme uğradığını iddia eden davacının, bu hususa ilişkin olarak kanıt sunmamasına rağmen, Mahkemece idarenin bu hususu araştırmadan işlem tesis ettiği gerekçesiyle verilen kararda hukuka uyarlık bulunmadığı, öte yandan, İran’a ilişkin olarak yapılan en son menşe ülke araştırmasında, İran Anayasa’sının, Zerdüştleri, Yahudileri ve Hristiyanları dini azınlık olarak tanıdığı ve ibadetlerini yapmalarına müdahale etmeksizin izin verdiğinin belirtildiği ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesi’nce gereği görüşüldü:

Dava, İran vatandaşı olan davacı tarafından, uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 04/02/2015 tarih ve 48952707/201 (50490/71818-5265) sayılı sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Ankara 1. İdare Mahkemesi’nce; İran uyruklu olan davacının, Hristiyan olmaktan kaynaklı sorunlar ve baskılar yaşadığı için ülkesini terk etmek zorunda kaldığı, gözaltına alındığı, cezaevine gönderildiği ve kendisine kötü muamelede bulunulduğu, ülkesine geri gönderilmesi durumunda ağır hapis, işkence veya ölüm cezası ile karşı karşıya kalacağı hususlarındaki iddialarına yönelik olarak 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 93. maddesi uyarınca yapılması gereken bilgi toplama görevinin yeterli ve gerekli düzeyde yerine getirilmediği anlaşıldığından (iade edilecek ülkenin durumu hakkında, hükümetler ve Hükümetler arası kuruluşlar ile hükümet dışı kuruluşların hazırladığı raporlar dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmadığı tespit edildiğinden), davacının uluslararası koruma talebinin reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemin ulusal ve uluslararası metinler yönünden hukuka aykırı bulunduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.

Davalı idare tarafından, Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin 30/09/2015 tarih ve E:2015/…, K:2015/… sayılı kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Anayasanın 16. maddesinde, “Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.” hükmüne; 90. maddesinde de, “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır…. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07/05/2004 – 5170 S.K./7.mad) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir.

11/04/2013 tarih ve 28615 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 3. maddesinde, “(1) Bu Kanunun uygulanmasında;…d) Başvuru sahibi: Uluslararası koruma talebinde bulunan ve henüz başvurusu hakkında son karar verilmemiş olan kişiyi,….), Uluslararası koruma: Mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsünü,…ifade eder.” hükmü; 62. maddesinde, “(1) Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir.” hükmü; 63. maddesinde, “(1) Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir.” hükmü; 69. maddesinde, “… (4) Kayıt esnasında; başvuru sahibinin menşe veya ikamet ülkesini terk etme sebepleri, ülkesini terk ettikten sonra başından geçen ve başvuru yapmasına neden olan olaylar, Türkiye’ye giriş şekli, kullandığı yol güzergâhları ve vasıta bilgileri, daha önceden başka bir ülkede uluslararası korumaya başvurmuş veya korumadan yararlanmışsa, bu başvuru veya korumaya ilişkin bilgi ve belgeleri alınır.” hükmü; 75. maddesinde, ” (1) Etkin ve adil karar verebilmek amacıyla, başvuru sahibiyle kayıt tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel mülakat yapılır. Mülakatın mahremiyeti dikkate alınarak, kişiye kendisini en iyi şekilde ifade etme imkânı tanınır. Ancak, aile üyelerinin de bulunmasının gerekli görüldüğü durumlarda, kişinin muvafakati alınarak mülakat aile üyeleriyle birlikte yapılabilir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, avukatı gözlemci olarak mülakata katılabilir. (2) Başvuru sahibi, yetkililerle iş birliği yapmak ve uluslararası koruma başvurusunu destekleyecek tüm bilgi ve belgeleri sunmakla yükümlüdür. (3) Özel ihtiyaç sahipleriyle yapılacak mülakatlarda, bu kişilerin özel durumları göz önünde bulundurulur. Çocuğun mülakatında psikolog, çocuk gelişimci veya sosyal çalışmacı ya da ebeveyni veya yasal temsilcisi hazır bulunabilir. (4) Mülakatın gerçekleştirilememesi hâlinde, yeni mülakat tarihi belirlenir ve ilgili kişiye tebliğ edilir. Mülakat tarihleri arasında en az on gün bulunur. (5) Gerekli görüldüğünde başvuru sahibiyle ek mülakatlar yapılabilir. (6) Mülakatlar sesli veya görsel olarak kayıt altına alınabilir. Bu durumda mülakat yapılan kişi bilgilendirilir. Her mülakatın sonunda tutanak düzenlenir, bir örneği mülakat yapılan kişiye verilir.” hükmü; 78. maddesinde, “…(4) Başvuru sahibine, zulüm veya ciddi zarar görme tehdidine karşı vatandaşı olduğu ülke veya önceki ikamet ülkesinin belirli bir bölgesinde koruma sağlanabiliyorsa ve başvuru sahibi, ülkenin o bölgesine güvenli bir şekilde seyahat edebilecek ve yerleşebilecek durumdaysa, başvuru sahibinin uluslararası korumaya muhtaç olmadığına karar verilebilir.” hükmü yer almaktadır.

29/08/1961 tarih ve 359 sayılı Kanun’la onaylanması uygun bulunan 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme ve Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1967 Protokolünün 1. maddesi uyarınca bu Sözleşmenin; ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen her şahsa uygulanacağı kuralı öngörülmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Sözleşmenin 1. maddesine çekince koyarak, yalnızca Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü tanımakta olup; Avrupa dışından gelenlere ise sığınmacı statüsü tanımaktadır.

Anılan Sözleşmenin 33. maddesi de, “1. Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir.

Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez.” hükmünü içermektedir.

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 2. maddesinde, herkesin yaşam hakkının yasanın koruması altında olduğu; 3. maddesinde de, hiç kimsenin işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamayacağı düzenleme altına alınmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, İran vatandaşı olan davacının, yasal olmayan yollardan 01/01/2014 tarihinde Türkiye’ye geldiği, “sahtecilik, illegal giriş, giriş yasağı ihlali ve yalan beyan” suçları kapsamında hakkında Ç-113 tahdit kodu ile veri girişi yapılarak, İstanbul ili geri gönderme merkezine sevk edildiği sırada 15/01/2015 tarihinde uluslararası koruma başvurusunda bulunduğu, anılan başvurusunun genel usuller kapsamında değerlendirilerek Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 04/02/2015 tarih ve 48952707/201 (50490/71818-5265) sayılı işlemi ile reddedilmesi üzerine, söz konusu işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Uluslararası koruma, uluslararası ve ulusal mevzuatta belirtildiği şekilde, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesinden dolayı haklı sebeplere bağlı olarak zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da haklı sebeplere bağlı olarak yararlanmak istemeyen ya da önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan ve oraya dönemeyen veya dönmek istemeyen yabancılar ile bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesi dışında bulunan, oraya dönemeyen veya zulme uğrama korkusu nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişilere sağlanan statüdür. Bu statüden yararlanabilmenin ilk koşulu ise meydana gelen olaylar nedeniyle ve bu olaylar sonucunda, haklı gerekçelere dayanan zulüm korkusudur. Zulüm korkusunun nedeninin, ilgilinin ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerine dayanması gerekmekte olup, “zulüm” kavramının ilgilinin yaşamı, özgürlüğü, ayrımcılığa maruz kalması vb. gibi kişinin hayatını çekilmez duruma sokan nesnel durumları ifade edebileceği gibi, kişi yönünden öznel olarak değerlendirilebilecek durumları kapsayabileceği de kuşkusuzdur.

Bu nedenle, uluslararası koruma başvurusu halinde ortada haklı sebeplere dayanan zulüm korkusunun olup olmadığının değerlendirilmesi, bu değerlendirmenin de nesnel ve öznel durumlar gözönüne alınarak yapılması gerekmektedir. Nesnel unsurlar başvurucunun menşe ülkesindeki koşulların somut olarak ele alınmasını gerektirmekte ve bu unsurlar sonuçta başvurucunun öznel unsurlardaki korkusunun saptanmasında önem arz etmektedir. Belli olaylar karşısında her bireyin aynı davranmasını beklemek imkansız olduğundan, başvurucunun olaylar karşısındaki durumu da önemlidir. Bu nedenle yapılacak mülakatlarda ilgililerin söz konusu zulüm korkusunu makul bir düzeyde ortaya koyabilmeleri gerekir. Yapılan mülakat sonucunda elde edilen verilerin yeteri derecede açık olmaması durumunda bir inanılırlık değerlendirilmesinin yapılması ve kişinin içinde bulunduğu veya yaşadığı korkunun, makul olup olmadığı ve buna bağlı bir risk değerlendirmesinin yapılması gerekli görülmektedir.

İran, Avrupa ülkeleri arasında yer almadığından, davacının mülteci sıfatını kazanması mümkün değildir. Diğer taraftan şartlı mülteci statüsünün kazanılması için ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korkma durumunun söz konusu olması, ikincil koruma statüsü elde edebilmek için ise menşe ülkesine gönderilmesi halinde, ölüm cezasına mahkûm olacağı veya ölüm cezasının infaz edileceği, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacağı durumunun söz konusu olması gerekmektedir.

Bu bağlamda dosya içerisinde yer alan davacıya ait 23/01/2015 tarihli görüşme formu ile aynı tarihli mülakat formu birlikte incelendiğinde; davacının, 2012 yılında Türkiye’ye geldiğini, sahte pasaport ile yurtdışına çıkmaya çalışırken deport edildiğini, İran’da, sokakta karşı cinsten biriyle konuştuğu için ve yürüyüşe katıldığından dolayı 2 defa tutuklandığını, ayrıca Hristiyan olduğu için İran’da can güvenliğinin bulunmadığını, muhalif rejim değişmedikçe İran’a dönmek istemediğini, annesinden, İran istihbaratının evine giderek kendisini sorduğunu öğrendiğini beyan ettiği görülmekle birlikte; 01/01/2014 tarihinde yasal olmayan yollardan Türkiye’ye geldikten sonra “sahtecilik, illegal giriş, giriş yasağı ihlali ve yalan beyan” suçları kapsamında hakkında Ç-113 tahdit kodu ile veri girişi yapılarak geri gönderme merkezine sevk edildiği sırada uluslararası koruma başvurusunda bulunan İran uyruklu davacının, 2012 yılında ülkemize gelerek sahte pasaport ile başka bir ülkeye gitmeye çalışırken yakalanması üzerine sınır dışı edildiği, sonrasında, 2014 yılında tekrar ülkemize gelerek sahte pasaport ile başka bir ülkeye gitmeye çalıştığı ve 02/01/2015 tarihli ifade tutanağında, çalışmak amacıyla Avustralya’ya gitmek istediğini beyan ettiği göz önünde bulundurulduğunda; ekonomik sebeplerden kaynaklı olarak başvuruda bulunduğu anlaşılan ve menşe ülkesinde yaşadığını iddia ettiği sorunlara ilişkin olarak da herhangi bir bilgi ve belge sunamayan davacının, ileri sürmüş olduğu hususların uluslararası koruma talebinin kabulü için gerekli olan kriterler kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, davacının, herhangi bir siyasi, dini veya sosyal gruba mensubiyetinin bulunmadığı, aile üyelerinden herhangi birinin yetkililerle sorun yaşamadığı, annesi, babası ve kız kardeşinin de İran’da yaşadığına yönelik beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafından ileri sürülen hususlar, yukarıda yer alan mevzuat uyarınca ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağını haklı kılacak sebepler olarak değerlendirilemeyeceği gibi, davacının ülkesine dönmemesinin zulüm görme ve baskı korkusundan kaynaklanmadığı anlaşılmaktadır.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Soering/Birleşik Krallık davasında da, başvuranın kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile yüz yüze olduğuna dair maddi gerekçeler varsa, iade/sınırdışı eden Devletin sorumluluğundan bahsedilebileceği belirtilmiştir.

Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 12 Ocak 1991 tarihli A. and K. v. Turkey (Başvuru No.14401/88) kararında başvuranların sınırdışı edilmesi halinde insanlık dışı ya da kötü muamele göreceklerine dair ciddî bir tehdidin bulunmaması gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulmuştur.

Somut olayda da; geçmişteki hangi fiili veya durumları nedeniyle ülkesine iadesi halinde zulme maruz kalacağı konusunu maddi gerekçelere dayandıramayan davacının, kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile karşı karşıya olmadığı sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, uluslararası korumanın amacının başvuru sahibi kişilerin ülkede yukarıda yer verilen ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca belirlenen sebepler dışında kalmalarına izin verilmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve anılan statünün amacının zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve gerçekten bu riski taşıyan şahısların ülkede belirlenen statü içerisinde kalmalarına izin vermek olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda; davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından davalı idare tarafından davacı hakkında, talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak verilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararın iptali yolundaki idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüyle, Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin 30/09/2015 tarih ve E:2015/…, K:2015/…. sayılı kararının BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/10/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Av. Muhammed Ferhan
Yazar & Hukuki Danışman

Av. Muhammed Ferhan

Avukat · Arabulucu · Hukuk Bürosu Kurucusu

Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Av. Muhammed Ferhan; gayrimenkul hukuku, miras davaları, icra iflas hukuku, boşanma davaları ve arabuluculuk alanlarında Sakarya'da müvekkillerine güvenilir hukuki destek sunmaktadır.

Sizin İçin Yazdık

Hukuki konular hakkında derinlemesine bilgi almak için sizin için özenle hazırladığımız yazılarımızı okuyun.

Tasarrufun İptali Davası

Tasarrufun İptali Davası

Bir borçlu, alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla taşınmazını yakınlarına devrediyor ya da banka hesaplarını boşaltıyorsa hukuk bu duruma kayıtsız…

Muvazaa Ne Demek ve Anlamı

Muvazaa Ne Demek ve Anlamı

Muvazaa, tarafların gerçek iradelerini gizleyerek üçüncü kişileri yanıltmak amacıyla yaptıkları görünürde bir hukuki işlemi tanımlar. Türk hukukunda en…

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu ve Cezası

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu ve Cezası

Resmi belgede sahtecilik, Türk Ceza Kanunu’nun en ağır suç kategorileri arasında yer alır ve kamu güvenini doğrudan zedeleyen…