Çekin Zayi Olması ve Davası

T.C. YARGITAY

11.HUKUK DAİRESİ

21.06.2023 TARİH

2022/543 ESAS – 2023/3947 KARAR

 

ÇEKİN KAYBOLMASI – SAVCILIK ŞİKAYET – ADLİ TIP KURUMU RAPORU – ÇEK BEDELİNİN ÖDENMESİ – TAHRİF EDİLEN ÇEKİN TAZMİNİ

 

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 117.960,00 TL’nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı bankaya ait, 90.000,00 TL bedelli, 10.02.2010 keşide tarihli, davacıya ait bir adet çekin 12.01.2010 tarihli protokol ile teminat olarak dava dışı …… Ltd. Şti.’ne verildiğini, dava dışı bu şirket yetkilisinin 10.11.2010 tarihinde müvekkilini arayarak verilen çeki düşürdüğünü veya çaldırdığını, hemen bankaya haber verilmesi gerektiğini bildirmesi üzerine, müvekkili şirket yetkilisinin durumu davalı bankaya bildirdiğini, davalı bankanın yönlendirmesiyle dava dışı şirket yetkilisinin savcılığa şikayette bulunduğunu ve ifade tutanakları ile savcılık şikayetini davalı bankaya faksladığını, davalı bankanın çekte tahrifatın çok açık olmasına ve müvekkilinin uyarılarına rağmen çeki ödediğini, davalı bankanın kusursuz da olsa sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek 90.000,00 TL’nin çekin ödeme tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı şirket cevap dilekçesinde, davacının yaklaşık dört yıl gibi uzun bir süre boyunca sessiz kalarak müvekkiline herhangi bir itirazda bulunmadığını, dava konusu çekte tüm yasal unsurlar mevcut olup ciro silsilesinin doğru olduğunu, keşide tarihi üzerindeki düzeltmenin ise keşideci tarafından onanarak düzeltildiğini, ödeme tarihi itibari ile davacı tarafından çekte tahrifat olduğuna dair bir itirazda bulunulmadığını, bu nedenle müvekkilinin ödeme yapmasının hukuka uygun olduğunu, dava dışı ciranta tarafından çekin kaybedildiği iddia edilmesine rağmen herhangi bir çek iptali davası açılmadığını, davacının çekin ödenmemesi yönünde yazılı bir talimatının bulunmadığını, müvekkilinin çekin ödenmesi ile ilgili bir kusuru veya ihmali bulunmadığını, çeki tahrif edene davanın yöneltilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirketin ticaret sicil kayıtlarından çekin keşide tarihi itibariyle yetkilisinin … olduğu, dava konusu çekin keşide tarihi üzerinde bulunan paraf imzasının …’e ait olduğunun Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) 28.11.2017 tarihli raporu ile tespit edildiği, çekte tahrifat bulunmadığı, davalı bankaca çek bedelinin ödenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının sorumluluğunun kusur sorumluluğundan farklı olarak objektif sorumluluk olduğunu, davalı bankanın tahrif edilmiş çeki ödediğini, objektif sorumluluk nedeniyle bankanın sahte veya tahrif edilmiş çekteki bu durumu fark etmemiş olsa bile ödemeyi yapması sebebiyle keşideciye karşı sorumlu olduğunu, çek yaprağı çalınmış veya kayıp edilmiş olup buna ilişkin tutanakların faks yoluyla davalıya bildirildiğini, davalı bankanın çeki ödemek suretiyle kendisine yüklenen özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini, çeki ibraz eden kişinin meşru hamil olup olmadığını, ciroların düzenli olup olmadığını, çekteki keşideci imzasının gerçek hesap sahibine ait olup olmadığını kontrol etmek zorunda olduğunu, ödeme nedeniyle düzenleyenin kusuru var ise bunu ispat yükünün bankaya ait olduğunu, dava konusu çekte keşide tarihinde tahrifat yapılması nedeniyle ibraz süresi geçtiğini, zayi davası açma haklarının bulunmadığını, çekten cayma beyanının dikkate alınmadığını belirterek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile çekin önceki keşide tarihi 02.10.2011 iken 10.02.2011 olarak değiştirildiği ve bu değişikliğin de davacı şirket yetkilisi tarafından paraf edildiği, çekte bir tahrifat bulunmadığı, çek nedeniyle dava dışı kişiye ödeme yapan muhatap bankadan çek bedelinin talep edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki beyanlarına ek olarak, dava konusu çekte iki defa tahrifat yapıldığını, keşide tarihi yakınındaki imzanın davacı yetkilisine ait olmadığını, çekin ödenmemesine ilişkin davalıya bildirimde bulunulduğunu, kendisine faks yollanan banka çalışanının tanık olarak dinlenmesi gerektiğini, çekte yapılan her bir değişiklik için ayrı ayrı paraf alınması gerektiğini, bankanın kusursuz olarak sorumlu olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

Dava, tahrif edildiği iddia edilen çekin ödenmesinden kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 812 nci maddesi.

Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 21.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Av. Muhammed Ferhan
Yazar & Hukuki Danışman

Av. Muhammed Ferhan

Avukat · Arabulucu · Hukuk Bürosu Kurucusu

Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Av. Muhammed Ferhan; gayrimenkul hukuku, miras davaları, icra iflas hukuku, boşanma davaları ve arabuluculuk alanlarında Sakarya'da müvekkillerine güvenilir hukuki destek sunmaktadır.

Sizin İçin Yazdık

Hukuki konular hakkında derinlemesine bilgi almak için sizin için özenle hazırladığımız yazılarımızı okuyun.

Tasarrufun İptali Davası

Tasarrufun İptali Davası

Bir borçlu, alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla taşınmazını yakınlarına devrediyor ya da banka hesaplarını boşaltıyorsa hukuk bu duruma kayıtsız…

Muvazaa Ne Demek ve Anlamı

Muvazaa Ne Demek ve Anlamı

Muvazaa, tarafların gerçek iradelerini gizleyerek üçüncü kişileri yanıltmak amacıyla yaptıkları görünürde bir hukuki işlemi tanımlar. Türk hukukunda en…

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu ve Cezası

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu ve Cezası

Resmi belgede sahtecilik, Türk Ceza Kanunu’nun en ağır suç kategorileri arasında yer alır ve kamu güvenini doğrudan zedeleyen…